Kemalizm, mazlum milletler için hala kurtuluş yoludur

admin | 14 Eylül 2018 | Genel, Gündem, Tarih, Tüm Manşetler

sinan-meydan-tgb-1b1

Türkiye’nin ve Mazlum Milletlerin Kurtuluş Reçetesi Kemalizm’dir
izmir escort
“Bir Bağımsızlaşma ve Uygarlaşma Pratiği”

Kemalizm nedir?

Aslında çok basit! Emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşıyla tam bağımsızlık, geri kalmışlığa karşı akıl ve bilim rehberliğinde uygarlık savaşıyla çağdaşlık…

Aslında işin özü bu basit ama bir o kadar da derin tanımda gizlidir!

Gerçekçi ve tarafsız bir yaklaşım sonunda kolayca görüleceği gibi Türkiye’nin ve tüm mazlum milletlerin kurtuluş reçetesi hala Kemalizm’dir.

İdeolojik tutsaklıkları bir kenara bırakabilen herkesin göreceği gibi kapitalizm, ona eklemlenen liberalizm veya sosyalizm ve komünizm mazlum milletlerin bağımsızlaşmasını ve uygarlaşmasını sağlayamadığı gibi son 150 yılda dünyada akan kanın durmasını, insanlık barışının kurulmasını da sağlayamamıştır. Emperyalizm, değişen ve gelişen çağa uygun olarak sömürü araçlarını kısmen değiştirip mazlum milletleri sömürmeye devam etmektedir. Büyük Paylaşım Savaşı’ndan 100 yıl kadar sonra bugün bakın Ortadoğu’ya, İslam dünyasına! Hala en temel iki soruna çözüm bumlamamanın sıkıntısı çekilmektedir: Tam bağımsız olamama ve bir türlü uygarlaşamama…

Oysaki Türkiye, tam olarak 1945’te başlayan ve 70 yıldır devam eden Amerikancı-dinci Karşıdevrim’e rağmen (özellikle AKP’ye rağmen) hala aklı başında tüm mazlum milletlerin ve tüm İslam dünyasının “yüz akı” durumundadır. Bunun nedeni 70 yıldır neredeyse kesintisiz devam eden Amerikancı-dinci Karşıdevrimci iktidarlar ve o iktidarların başındaki bağımlı liderler değil, 1919-1923 arasındaki BAĞIMSIZLIK SAVAŞI ile 1923-1938 (Kısmen 1945) arasındaki UYGARLIK SAVAŞI ve her iki savaşın lideri durumundaki Mustafa Kemal ATATÜRK’tür.

Gerçek şu ki, 90 yıllık Cumhuriyetimiz 70 yıllık Karşıdevrim’e rağmen hala ayaktaysa bunun temel nedeni 15-20 yıllık Atatürk mucizesidir. (Atatürk, mucize lafını sevmezdi. Mucizeden söz edenlere mucize değil ‘hesap, matematik’ derdi.) Bugün bilindik emperyal projelerle parçalanmak ve geri bırakılmak istenen Türkiye Cumhuriyeti’nin hala en büyük kurtuluş damarı, hala en güçlü çıkış yolu Kemalist damardır, Atatürkçü yoldur.

Atatürk’ün önderliğindeki Türk Devrimi’nin (Bağımsızlık Savaşı + Uygarlık Savaşı) neden hala en güçlü kurtuluş damarı, en güçlü çıkış yolu olduğu sorusunun cevabı Kemalist değerlerde gizlidir.

Peki, Nedir Kemalist değerler:

Aslında “Sümerlerden bugüne insanlığın gelişmesini sağlayan temel uygarlık ilkeleri/evrensel değerler aynı zamanda Kemalist değerlerdir.” desek fazla abartmış olmayız doğrusu! Ancak bu evrensel değerleri Atatürk, binlerce yıllık yerli köklerle, en az 150 yıllık kırılgan ve kararsız, -Peyami Safa’nın değişiyle “Yarım adamların yarım adımları” durumundaki- Osmanlı modernleşmesinden çıkardığı derslerle beslemiştir.

Şüphesiz ki Altı ok; Cumhuriyetçilik, laiklik, halkçılık, milliyetçilik, devletçilik, inkılâpçılık temel değerlerdir.

Kemalizm için “Altı ok” kadar önemli diğer değerler de şunlardır:

1. Gönenç (Refah)/Ekonomik kalkınma/Karma Ekonomi

2. Gerçekçilik.

3. Bilimsellik

4. Akılcılık

5. Sorgulayıcılık

6. Felsefi derinlik

7. Ulusal, laik ve çağdaş eğitim

8. Dinamizm.

9. Hız

10. Çalışkanlık

11. Sınıf çatışması değil iş bölümü/Mesleki dayanışma

12. Eşitlik tutkusu/Aşağılık duygusunu yenme

13. Kadın erkek eşitliği

14. Kamu yararı

15. Toplumsal güç

16. Düşünce gücü

17. Geleneğin, hurafelerin ve geçmişin kölesi olmama/fikri hür vicdanı hür olabilme

18. İyi niyet

19. Ulusal onur,

20. Türkçecilik/ Dil bilinci

21. Tarih bilinci

22. Sentezcilik

23. Gençlik

24. Boğun eğmemek

25. Vefa

26. Yaratıcılık/Sanatseverlik

27. Hoşgörü

28. Toprağa bağlılık/Tarım Devrimi

29. Doğruluk

30. Uzlaşmacılık

31. Doğa sevgisi

32. Ulusal birlik ve bütünlük

33. Adalet

34. Laik hukukun üstünlüğü

35. Açıklık

36. Özgürlük

37. İnsancıllık/Barış/İnsanlık ülküsü.

Biraz önce de belirttiğim gibi Atatürk’ün “başarı sırrı” durumundaki bu değerler aynı zamanda Batı’nın uygarlaşmasını sağlamış olan evrensel değerlerdir. Emperyalist Batı bu değerlere “yayılmacılık”, “sömürgecilik”, “ırkçılık”, zaman zaman “Dincilik/Haçlı Ruhu” gibi insanlık düşmanı dört değer daha eklemiştir. Atatürk, “Yurtta barış dünyada barış” ilkesi ve “büyük insanlık ülküsü” gereği bu dört değeri benimsememiştir. Bilindiği gibi Atatürk’ten önce Türklerin Batı’ya yönelişi de hep kılıçladır, yayılmacıdır, din eksenlidir. Atatürk’le ise Türkler, önce Batı’ya karşı verdikleri bir bağımsızlık savaşıyla Batı’nın sömürgesi olmaktan kurtulmuşlar, sonra ise hem ulusal kültürleriyle Batı’ya yönelmişler, hem de Batı’daki evrensel uygarlık değerlerine uzanmışlardır.

Yukarıda sıraladığımız değerlerin önemi şuradadır ki, işte Atatürk bu değerlerle, -üstelik 100 yıl kadar önce, savaş yorgunu, yarı bağımlı, bırakın kültür devrimini ve sanayi devrimini, daha tarım devrimini bile yapamamış, parçalanmış, elindeki son toprakları, Anadolu’yu ve Trakya’yı da kaybetmek üzere olan bir ümmet imparatorluğunun aç, sefil, perişan, sağlıksız, eğitimsiz bireyleriyle- önce bir bağımsızlık savaşı sonra bir uygarlık savaşı kazanmayı başarmıştır.

Atatürk’ün bağımsızlık savaşını bir kenara bırakıp ondan çok daha zor bir savaş olan uygarlık savaşını kısaca hatırlayalım:

Sağlık Devrimiyle ülkenin dört bir yanında hastaneler, dispanserler, aşı üretim merkezleri kurulmuş; gönüllü doktorlar, at ve katır sırtında ülke nüfusunun yarıdan fazlasını ölüme sürükleyen salgın hastalıklarla mücadele etmiş ve salgın hastalıkların kökü kazınmıştır.

Tarım Devrimiyle köylüyü ezen Aşar Vergisi kaldırılmış, topraksız köylüye toprak dağıtılmaya çalışılmış, Ziraat Bankası’nın köylüye çok düşük faizli kredi verilmiş, üreten köylüye tarım araç ve gereçleri, fidan ve tohumluk dağıtılmış, örnek köy ve çiftlik projeleri geliştirilmiş, ziraat enstitüsü, tohum ıslah enstitüleri kurulmuş, modern tarım ileri hayvancılık teknikleri öğretilmiş, köylere kurulan köy okullarına uygulamalı tarım dersleri konulmuş, Atatürk’ün “Üreten köylü milletin efendisidir” ilkesi gereği köylüsüne, çiftçisine değer veren tarımda lider ülke yaratılmak istenmiştir.

Eğitim Devrimiyle, önce eğitim öğretim birleştirilip ulusal, laik ve bilimsel/çağdaş eğitime, dahası karma eğitime geçilmiştir. Ülkenin dört bir yanında Millet Mektepleri, Köy Okulları, İlkokullar, Ortaokullar, Liseler, Kız Enstitüleri, Meslek okulları, Köy Eğitmen Okulları, Halkevleri, Halkodaları, Gezci Kütüphaneler ve Köy Enstitüleri açılmış, tüm Türkiye “kızlı erkekli” bu okullarda cehalete açılan savaşın gönüllü neferleri olmuştur. 1928’de Harf Devrimi’nden önce erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4 olan okuma yazma oranı 1935’de toplamda yüzde 23’e ulaşmıştır. En önemlisi de bu büyük eğitim seferberliği sayesinde Anadolu insanı yüzyıllarca sonra sanatla, sporla, kısacası kültürle tanışmıştır.

Sanayi Devrimiyle Türkiye’de şaşırtan bir ekonomik kalkınma hamlesine imza atılmıştır. Atatürk’ün özgün ekonomi modeli Karma Ekonomi sayesinde Türkiye 15 yılda küçük, büyük işletmelerini, sanayi kuruluşlarını, fabrikalarını kurmuştur. Bu 15 yılda 1000’den fazla sanayi kuruluşu kurulmuştur. Osmanlı’dan 4 fabrika devralan genç Cumhuriyet 15 yılda 64 büyük fabrika kurmuştur. Atatürk’ün Bursa Merinos, Kayseri Kombinası, Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası gibi dev fabrikaları aynı zamanda birer SOSYAL FABRİKA’dır. Atatürk Türkiye’si yabancıların madenler üzerindeki imtiyazlarına son vermiş, Türkiye madenlerini çıkarıp işlemeye başlamıştır. Etibank, MTA bu amaçla kurulmuştur. Türkiye Atatürk dönemindeki Karma Ekonomi sayesinde dış borç almadan, enflasyonsuz, denk bütçeye dayalı, ihracatı ithalatını karşılayan, hazinesi dolu bir ülke haline gelmiştir. Öyle ki 1923’te Buğday satın alan Türkiye 1930’larda Buğday satmaya başlamıştır.

Kültür Sanat Devrimiyle dil, tarih, arkeoloji ve antropoloji başta olmak üzere bütün bilimlere büyük önem verilmiştir. “Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir” diyen Atatürk dünyada daha yeni yeni gelişen bilim dalları da dâhil tüm bilimlerin hem bireysel takipçisi olmuş hem de Cumhuriyet’in yeni okullarında bütün bu bilim dallarının en iyi şekilde öğretilmesini istemiştir. İstanbul Üniversitesi, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Ankara Hukuk Mektebi, Musiki Muallim Mektebi, Gazi Terbiye Enstitüsü, Türk Antropoloji Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Tarih ve Dil Kurultayları, Türkoloji Enstitüsü, Ziraat Enstitüsü, Tohum Islah Enstitüleri, Kız Enstitüleri, Sanat okulları vb çağdaş okullar kurdurup buralarda çağın en son bilimsel gelişmelerine uygun eğitim öğretim verdirmiştir. Halkevleri, Halkodaları ve Köy Enstitüleri sayesinde Anadolu insanı resim, çok sesli müzik, tiyatro gibi sanat dallarıyla tanışma fırsatı bulmuştur. Spora da büyük bir önem verilmiş, en azından ilk aşamada okullarda beden eğitimi dersleri zorunlu olmuş ve köylere, hatta fabrikalara spor sahaları yapılması istenmiştir. Atatürk sanatın, kültürün gelişmesi, halkın sanata kültüre aşina olması için ülkenin dört bir yanında çok çeşitli müzeler açtırmıştır.

Kadın Devrimiyle yüzyıllardır sözüm ona dinsel gerekçelerle her bakımdan kocasının birkaç adım gerisinden yürümek zorunda bırakılan, her bakımdan sınırlanan, hatta eve kapatılan, çalışma hayatından, eğitim hayatından dışlanan, Osmanlı’nın son zamanlarındaki tüm reform çabalarına karşın maalesef bir türlü kabuğunu kırmayı başaramayan kadınlarımız Atatürk’ün kadın devrimi sayesinde sosyal ve siyasi bakımdan birçok hak elde etmiştir. Medeni Kanunun Kabulü, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, İş Kanunu ile kadınlar pek çok çağdaş hakka kavuşmuştur. Kızların yüksek eğitimi için ülkenin dört bir yanında Kız Enstitüleri kurulmuştur. Cumhuriyet okuyan ve çalışan kadını, özellikle çalışan anayı korumuştur. Fabrikalarda kadınlar için emzirme odaları, çocukla için kreşler kurdurulmuş, mahallelerde süt damlaları, ana kucakları, yurtlar, çocuk bahçeleri ve parklar inşa edilmiş, ülkenin dört bir yanındaki binlerce anne ve çocuk hem ücretsiz tedavi edilmiş, hem de çocuklara ücretsiz süt (Amerikan süt tozu değil) dağıtılmıştır. Kadın devrimiyle okuyan, çalışan, üreten, yöneten, spor yapan kadın her bakımdan erkeğiyle eşit hale gelmiştir.[1]

Fazla uzatmayalım! Kısacası Atatürk’ün Yeni Türkiye’si 1930’larda kendi aşısını üreten, hatta yurt dışına aşı ihraç eden, yine 1930’larda, 40’larda uçak fabrikalarını kurup kendi uçağını üreten hatta uçak ihraç eden bir ülkedir.

Ülkeyi adeta bir örümcek ağı gibi saran demirağlardan hiç söz etmiyorum bile!

Ancak bütün bu maddi uygarlık eserlerinin ötesinde başka bir şey başarmak istemiştir Atatürk; bir zihniyet devrimi yapmak istemiştir; bir akıl devrimi…

Atatürk’ün nasıl bir devlet kurmak istediğini en iyi şekilde gözler önüne seren bir belgeyle bitiriyorum:

CHP’nin 4. Büyük Kurultayı’nda onaylanan Mayıs 1935 Programı’nda Atatürk’ün el yazısıyla kaleme aldığı şu “vatan” ve “ulus” tanımlarına bakar mısınız lütfen?

1. Vatan: Türk ulusunun eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerindeki eserleri ile bugün üstünde yaşadığı siyasal sınırlarla çevrilmiş kutsal yurttur. Vatan, hiçbir bağ ve şart altında ayrılık kabul etmez.

2. Ulus: Dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı yurttaşlardan meydana gelen siyasal ve sosyal bir bütündür.

Aslında başka söze gerek yok!

Yine de sonuçta diyeceğim o ki:

1. Kemalizm/Atatürkçülük –birilerinin iddia ettiği gibi- zamanını tamamlamış, modası geçmiş, eskimiş bir düşünce biçimi değildir. Kemalizm, Atatürk’ün ifadesiyle “dinamik devrim ideali”dir. Batılılaşmak veya Doğululaşmak değil de akıl ve bilimle uy-garlaşmaktır. Dinamik devrim ideali eskir mi? Akıl ve bilimle uy-garlaşmak/çağdaşlaşmak/muasırlaşmak düşüncesinin modası geçer mi? Tabi ki hayır!

2. Kemalizm’in modasının geçmesi, Kemalizm’in devrini tamamlaması için emperyalizmin yeryüzünden silinmiş olması ve yeryüzündeki tüm toplumların akılla, bilimle uygarlaşmış olması lazımdır. Ama bırakın tüm yeryüzünü sadece Türkiye’nin çevresine baktığımızda bile emperyalizmin pençesinde ve geri kalmışlık bataklığında debelenen toplumları görmekteyiz. Aslında inanın bana Atatürk’ün en büyük amaçlarından biri, daha doğrusu düşlerinden biri –ki bu aynı zamanda onun ütopyasıdır- insanlar arasında hiçbir din, ırk, renk farkı gözetilmeksizin bir uyum ve işbirliği çağının açılmasıdır. Ama Nutuk’ta dediği gibi bu şimdilik sadece “tatlı bir düştür”.

Tarihçi/Yazar Sinan Meydan

8143 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.


Warning: include(/home/habersom/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/sidebar.php): failed to open stream: No such file or directory in /home/habersom/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/single.php on line 104

Warning: include(): Failed opening '/home/habersom/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/sidebar.php' for inclusion (include_path='.:/opt/cpanel/ea-php55/root/usr/share/pear') in /home/habersom/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/single.php on line 104