Kocasakal: Memleket, damat ve tarikat kontenjanları ile yönetilemez

admin | 30 Eylül 2018 | Dünya, Genel, Gündem, Siyaset


izmir escort

Ümit Kocasakal, Odatv’de yayınlanan ABD yaptırımları ve yaşadığımız döviz kriziyle ilgili “Devlete, ülkeye ve milli çıkarlara muhalefet olmaz” başlıklı yazısında, “Damat ve tarikat kontenjanları ile yönetilmeye çalışılan bir ülkenin gidebileceği bir yer yoktur” diye yazdı

jigolo beyler

İşte o yazının konu ile ilgili bölümü:

EMPERYALİZMİN KÜSTAHLIĞININ NEDENİ…

Laikliğin aşındırılması, akıl ve bilimin dışlanmasıyla birlikte ortaçağ kalıntısı zihniyet, her türlü sapkınlığa açık tarikat ve cemaat konsorsiyumu saklandıkları karanlık deliklerinden çıkıp bir yandan sosyal hayatı ve zihinleri zehirlerken, bir yandan da devleti parsellemeyi sürdürmektedirler. Eğitimin geldiği nokta bellidir. Şu anda Türkiye tam anlamıyla bir fetret devri yaşamaktadır. Emperyalizmin küstahlığının nedeni ortada ismen var sayılsa da cismen ve kurumsal anlamda bir devletin ve devlet aklının kalmamış olmasıdır.

Cumhuriyetin temel değerlerinden, Atatürk ilke ve devrimlerinden, kuvvetler ayrılığına dayalı demokratik hukuk devletinden uzaklaşılması ile birlikte devletin bağışıklık sistemi zayıfladığı ve savunma kalkanı delindiği için ülke, her türlü küresel mikrop ve virüse, saldırıya, küstahlığa açık haldedir. 

BİR TEK MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN İMZASI, O'NA DÖNMEK YETERLİDİR!

Şu anda çok ihtiyaç duyulan ana muhalefet içinse artık uzun uzadıya bir şey söylemeye gerek yoktur. Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisinin, emperyalizme karşı öncü ve kararlı duruşun, kurucu felsefeye dönüşün bayraktarlığını üstlenmesi gerekirken; kuruluş kodlarına ve devlet kuran kadroların kurduğu parti olma misyonuna yabancılaşmanın, siyasal belleğini yitirmenin hazin sonuçlarını yaşamaktadır. Bu durum ise umut olması gereken Partiyi, umutsuzluğun ve çaresizliğin, bunun yarattığı öfkenin merkezine oturtmaktadır. 

CHP bu günlere gelirken (aslında getirilirken), ikbal koltuklarında sesini çıkarmamış, genetik bozulmaya aktif olarak ya da sessiz kalarak ortak olmuşların, yani hesap vermesi gerekenlerin hesap sormaya başlaması ve "kurtarıcılığa" soyunması ise tam anlamıyla ibretliktir. Gerçekten de bugüne dek partinin genetik kodlarına aykırı hiç bir eylem ve söyleme karşı çıkmamış olanların "parti içi muhalefet" olarak sunulması kişisel hırsları, gerçekleri örtbas etmeye yetmemektedir ve temelde düşünsel bir farklılıkları bulunmamaktadır. Nitekim kısa süreler içerisinde sürekli yer ve yön değiştirmelerle de bu görülmektedir. Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiç bir rüzgar fayda etmez…

Hiç bir sonuç doğurmayan, fikri derinlik ve ideolojik içerikten yoksun, maç havasındaki kurultaylarla varılabilecek bir yer yoktur. "Islak" veya "kuru" İmza oyunlarına da hiç gerek yoktur. Bir tek Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası, O'na dönmek yeterlidir! Bu ise anlamsız kurultaylarla olamayacağı gibi, bir imza değil izan, kişi değil fikir meselesidir. Ahlak ve vicdan meselesidir!

TÜRK MİLLETİNİ AŞAĞILAYAN EMPERYALİZMİN KÜSTAHLIKLARINA ANLAYACAĞI DİLDEN YANIT VERİLMELİDİR

Türkiye’yi ve Türk Milletini aşağılayan emperyalizmin küstahlıkları cevapsız kalmamalı ve anlayacağı dilden yanıt verilmelidir. Ancak bu yanıt sadece günü kurtarmaya ve tribünlere dönük diklenmelerle, sözle olmamalı; devlet ciddiyetine dayalı uzun vadeli, planlı ve kararlı bir eyleme, stratejiye dönüşmelidir. Umalım ki artık "nota"nın sadece müzikte kullanılan bir terim olmadığı anlaşılmış olsun !

Ülke için bizzat kendisi bir "beka" sorununa dönüşen (tek kişilik) siyasi iktidar Türkiye'nin iç sorunudur ve bu sorunu Türk Milleti çözecektir.  Buna karşılık Büyük Ortadoğu Projesini uygulamaya kararlı emperyalizmin kuşatma ve saldırıları ise dış ve milli sorundur; buna karşı da Türk Milleti yekvücut olmalıdır. Ümmetçilik, ayrımcılık ve bölücülük yapan, Türk kültürünü Selefi-Vahhabi şırıngasıyla zehirleyen, devleti tarikat ve cemaatler arasında paylaştıran, “politik ümmi" olan bu iktidarın milli olmadığı açıktır.

Ama bu gerçek bizlerin milli duruş göstermesini, açık bir biçimde devletin ve ülkenin yanında konumlanmasını önlemez, önlememelidir. Hiç bir gerekçe emperyalizmin yanında yer almayı haklı kılamaz. Her zaman dile getirdiğimiz gibi hükümete, hükümetlere, fermanlarla ülkeyi yönetenlere muhalefet olur ve olmalıdır. Fakat devlete, ülkeye ve milli çıkarlara muhalefet olmaz. İktidara kızıp "oh olsun" demek doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü olan iktidara değil Türkiye'ye olmaktadır. İktidarı eleştirmek, yanlışları dillendirmek, izlenen politikalara muhalefet etmek başka bir şeydir, emperyalizmden medet ummak ve taşeronlukta sıraya girmek başka bir şeydir! Hemen ilave etmek isteriz ki emperyalizme karşı duruş sergilemek adına "ölçüyü" kaçırıp iktidar destekçiliğine soyunmak; büyük hatalarını, günahlarını göz ardı edip vaftiz etmeye kalkmak da apayrı bir şeydir!

EMPERYALİZMİN BU TÜR SALDIRILARINI ARTIRACAĞI ANLAŞILMAKTADIR

Türkiye'de yargının durumu ortadadır ve bu durum emperyalizmin eline koz vermektedir.  Ancak ağzından demokrasiyi düşürmeyen, her yıl insan hakları ve yargı bağımsızlığı raporları düzenleyen bir ülkenin ilkesel olarak yargının belirli bir yönde karar vermesi yönünde siyasi baskı yapma gibi bir hakkı da yoktur. Tabi bu arada Türk yargısının da, ciddi bir suç ile yargılanan bir kişinin tutukluğunu "krizle" birlikte bir anda ev hapsine dönüştürmesinin çok rastlanan bir durum olmadığını da not etmek gerekir.

Emperyalizmin bu tür saldırılarını artıracağı anlaşılmaktadır. Bu durumda siyasi iktidar artık aklını başına almalı, ülkenin ve devletin taşıyıcı kolonlarıyla, genetik yapısıyla, değerleriyle oynamayı, Cumhuriyetle hesaplaşmayı bırakmalı, kendi "beka" sorununu ve siyasi amaçlarını ülkenin beka sorunu olarak yutturmaya, toplumu kutuplaştırmaya acilen son vermelidir. "Milli birlik ve beraberlik" lafla, sadece kendisine oy verenleri millet olarak kabul edip diğerlerini dışlamakla, Cumhuriyeti kuran partiye, milli kahramanlara hakaretler yağdırmakla, Cumhuriyetin kazanımlarını yok saymakla, kin ve nefret yayarak olmaz. Bu kavram, siyasi çıkarlar uğruna kullanılabilecek bir kavram değildir. Hele ki yaşadığımız bu zor günlerde.

"DAMAT" VE "TARİKAT" KONTENJANLARI İLE YÖNETİLMEYE ÇALIŞILAN BİR ÜLKENİN GİDEBİLECEĞİ BİR YER YOKTUR

Türkiye'de yaşananların arkasında çoğu kez ve büyük oranda "dış güçler" in (emperyalizmin) olduğu doğrudur ve bu özellikle 1950'den bu yana böyledir. Cumhuriyetin temel amacı olan bağımsız, kendine yeten ve "Büyük Türkiye" olma hedefinden uzaklaşılarak "Küçük Amerika" olmaya soyunmanın kaçınılmaz sonuçlarıdır yaşanan. Bununla birlikte "dış güçler", mutlaka "iç güçler" e ihtiyaç duyarlar ve bunların desteği olmaksızın başarıya ulaşamazlar. Üstelik bu "iç güçler" karşımıza türlü kılıklarla da çıkabilirler. İktidar da ne yazık ki bugüne dek yaptığı uygulamalarla, devletin genetiğiyle, toplumun kimyası ve değerleriyle oynayarak, Cumhuriyetle hesaplaşmaya girerek bu "iç güçler" arasında yer almıştır. Bundan derhal vazgeçmeli ve bunu somut adımlarla ortaya koymalıdır. Üretmeyen, üretmeden ve ürettiğinden fazla tüketen, planlamayan, borcu borçla döndürmeye çalışan, inşaat ve betonu ekonomik gelişme diye yutturan, "liyakatın" yerini "riyakarlığın" aldığı, "damat" ve "tarikat"  kontenjanları ile yönetilmeye çalışılan bir ülkenin gidebileceği bir yer yoktur.

“MEMLEKETİ TEMELİNDEN YIKAN VE HALKINI ESİR EDEN, DAHİLİ CEPHENİN DÜŞMESİDİR”

Şunu iyi anlamak gerekir: "Dahili  cephe" yi sağlam tutmaksızın bu saldırıları göğüslemek çok güçtür. Nitekim her sözü ders olan Atatürk, düşmanlara karşı müdafaa vasıtalarını ortaya koyarken bizi şu sözlerle uyarıyor: " …Efendiler, bu kuvvetlerle düşmana karşı tasavvur edilmiş olan cepheler, hepinizce malumdur ki, ikiye ayrılabilir. Herkesin malumu olduğu bir tabirle arz edeyim; dahili cephe, görünüşteki cephe. Dahili cephe, aslolan cephe, bütün memleketin aynı fikir ve kanaatte olarak, yekvücut olarak tesis etmiş oldukları cephedir. Görünüşteki cephe, doğrudan doğruya ordumuzun düşman karşısında göstermekte olduğu cepheden ibarettir. Bu görünüşteki cephe, ordu cephesinin sarsılması, değişmesi, mağlup olması, çözülmesi, hiç bir vakitte bir milleti ve bir memleketi mahvedemez. Bunun hiç bir ehemmiyeti yoktur. Asıl ehemmiyete sahip olan ve asıl memleketi temelinden yıkan ve halkını esir eden, dahili cephenin düşmesidir. İşte bu hakikate bizden ziyade vakıf olan düşmanlarımız ki, başta en alçak düşman olan İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri ve asırlardan beri mesai sarf etmektedir…" (6 Mart 1922, Büyük Millet Meclisi Gizli Oturumundaki Konuşması).

İktidar bu sözlere kulak vermeli, zaten emperyalizmin başta alt kimlikler üzerinden dahili cepheyi yıkmak için sarf ettiği mesaiye, siyasi çıkarları uğruna destek ve ortak olmamalı, ortak ve kutsal değerleri sömürmekten, ülkenin genetiğiyle oynamaktan bir an önce vazgeçmeli, dahili cepheyi sağlam tutmalıdır. Yoksa ortada "iktidar" olunabilecek, sözüm ona "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" yalanıyla hanedanlık kurup lale devri yaşayacak, yandaşlıkla küpleri doldurabilecek, doğayı katledip her yeri betona boğacak bir ülke de kalmayacak; fesli soytarıların "Keşke Yunan kazansaydı" rüyaları yeniden görülmeye başlanacaktır!

“KURTULUŞ KURULUŞTADIR, ATATÜRK'TEDİR”

Emperyalizmden asla dost ve müttefik olmaz. Kaldı ki kan emici emperyalizm, emdiği kanın grubuna da (etnisitesine, dinine, mezhebine, siyasi eğilimine, kılık-kıyafetine vs)  bakmaz. Emperyalizme direnebilmenin en önemli temellerinden birisi de dışa bağımlı olmayan güçlü bir ekonomidir. Emperyalizme "kur" yapmaya kalkan, gün gelir "kur" silahı ile karşı karşıya gelir !

Tüm izlerin birbirine karıştığı bu ortamda izlenebilecek en sağlam ayak izleri, Milli Mücadele kahramanlarının, Cumhuriyeti kuranların vatan sevgisi, namus ve kanla yoğrulmuş, akıl ve bilimle şekillendirilmiş ayak izleridir, milli ve halkçı politikalarıdır. Özellikle ve acilen ekonomik alanda.

Muhtaç olduğumuz kudret; hamasi ve içi boş söylemlerde değil, damarlarımızdaki asil kanda, tarihimizde ve Cumhuriyetimizin kuruluşundaki felsefi temelde mevcuttur.

Kurtuluş kuruluştadır, Atatürk'tedir.

Prof. Dr. Ümit Kocasakal

2080 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.


Warning: include(/home/habersom/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/sidebar.php): failed to open stream: No such file or directory in /home/habersom/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/single.php on line 104

Warning: include(): Failed opening '/home/habersom/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/sidebar.php' for inclusion (include_path='.:/opt/cpanel/ea-php55/root/usr/share/pear') in /home/habersom/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2/single.php on line 104