Hoşgeldiniz  
istanbul escort bayan bayan escort istanbul istanbul escort bayan

Pargalı İbrahim Paşa Müslüman mıydı, Hıristiyan mıydı?

admin | 13 Kasım 2017 | Dünya, Genel, Gündem, Siyaset, Tarih

pargali-ibrahim-1b6

Pargalı İbrahim Paşa Müslüman mıydı?

Büyük ilgi gören “Muhteşem Yüzyıl” dizisi Teve2’de yeniden yayınlanmaya başlayınca Pargalı İbrahim yeniden Türkiye’de en çok konuşulan tarihi şahsiyetlerden biri haline geldi. Kanuni Sultan Süleyman dönemini anlatan dizi bugüne kadar pek çok tartışmaya da neden oldu. Dizideki Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem aşkı kadar bir diğer karakter de dikkat çeker hale geldi; Pargalı İbrahim Paşa… Peki, kimdi bu Pargalı, gerçekten Müslüman olmuş muydu yoksa gizli inancını hep koruyor muydu? İşte Pargalı ile ilgili önemli bilgiler ve onun gizli kimliği…

Pargalı İbrahim Gnostik Hıristiyandı

Pargalı İbrahim’in soyu pek bilinmiyor. Bilinen şey ise onun gayrimüslim olduğu, çok iyi eğitildiği ve Manisa Spil dağındayken Kanuni ile tanıştığı. Saray içindeki davranışları ve Avrupalı krallarla olan ilişkileri incelendiğinde, Pargalı’nın hala eski inancını koruyan biri olduğu, dahası “Gnostik Hıristiyan” olduğu, dönemin ezoterik cemaatlerince Kanuni’ye yamandığı, bunun için de sistemli eğitimden geçirildiği iddia ediliyor. Spil dağını mesken tutuşu, garip davranışları, üstün zekası ve annesini “dul kadın” diye tanıtması, kendisinin bir sybil (Kâhin, peygamber. Yunan Mitolojisine göre Sybil’ler Tanrıların mesajlarını ileten kâhinlerdi) tarafından yetiştirildiği, saray içinde kendi cemaati için bir casus olarak çalıştığı bilgileri de bu iddiaları besliyor.

Pargalı İbrahim resme ve heykele düşkündü

Bu gizli kardeşlik cemaatine, Mimar Sinan’ın da dahil olduğu söyleniyor. Masonların, özellikle bu iki isme verdiği önem de biliniyor. Mimar Sinan, üstün matematik zekası ve eserleriyle, Pargalı İbrahim de, bürokratlığıyla, biri operatif, diğeri spekülatif iki ayağı temsil ediyor; bilim ve toplum.

Mimar Sinan hakkında en kapsamlı araştırmaları yapan merhum İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre, Sinan’ın “efendim” dediği İbrahim Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın ünlü veziri Makbul İbrahim Paşa’ydı. Peki, kimdi Bu Makbul İbrahim Paşa? Nasıl olmuştu da fakir bir balıkçıyken, Osmanlı’nın zirvesine yükselebilmişti? Daha 28 yaşında Kanuni’nin Veziriazam’ı olabilmiş ve tarihin kırılma noktası sayılan 16.yy’a damgasını vurabilmişti. Manisalı dul kadının yanına nasıl yerleştirilmiş ve dul kadın tarafından nasıl yetiştirilmişti?

Pargalı İbrahim Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgisini ve güvenini kazanarak kariyerinde hızla yükseldi ve dönemin en güçlü imparatorluğu Osmanlı Devletinin en önemli yöneticisi oldu. Öyle ki tarihte ilk defa Serasker Sultan unvanını alan kişi olmuştu. Kanuni’nin üzerinde o kadar etkili hale gelmişti ki, o güne kadar üç vezirlik olmasına rağmen, sırf onun için dördüncü bir vezirlik ihdas edilmişti. Bununla da yetinilmemiş daha önceki devlet temayüllerinde veziriazamlığa birinci vezir getirilirken, yine Osmanlı tarihinde ilk kez İbrahim Paşa dördüncü vezirlikten veziriazamlığa, yani baş vezirliğe yükseltilmişti.

Peki, Manisalı dul kadının evlatlık olarak satın aldığı bu küçük çocuğun, 28 yaşında veziriazamlığa kadar yükselmesi sadece tesadüflerin bir sonucu muydu? Yoksa büyük bir planın parçası mıydı?

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisine göre İbrahim Paşa bugün Yunanistan sınırlarına dahil olan Parga yakınlarında bir köyde doğmuştu. Babası fakir bir balıkçıydı, babasıyla balığa çıktığı bir gün korsanlar tarafından kaçırılmış ve dul bir kadına evlatlık olarak satılmıştı.

Dul kadın Manisa’da yaşıyordu. Ne kadar garip ki, ileride “Muhteşem Süleyman” unvanını alacak Kanuni de genç bir şehzade olarak aynı dönemde Manisa’da sancak beyiydi.

Peki, kimdi bu Manisalı dul kadın? İşte burada ilginç ayrıntılar ortaya çıkıyor. Hemen bütün tarihçiler, İbrahim’in evlatlık olarak dul kadının yanında yetiştiği bilgisini vermesine rağmen, Manisalı dul kadının kimliğine ilişkin en ufak bir bilgi bulunamıyor. Daha da ilginci ise, dul kadının evlatlık aldığı küçük çocuğu yetiştirme tarzı. Encümen-i Daniş üyesi Baron Hammer’in 10 ciltlik Osmanlı tarihinde yer alan bilgiye göre; dul kadın, İbrahim’i sanattan edebiyata, siyasetten dine kadar özel olarak yetiştirmişti. Öyle ki küçük İbrahim, daha ergenliğe adım atmadan Rumca, İtalyanca, Sırpça, Farsça, Arapça, gibi dönemin yaygın dilleri başta olmak üzere 7 dil öğrenmişti. Çok zengin olan dul kadın, İbrahim’in yetişmesi için özel hocalar tutmuştu. Daha 7 yaşında keman çalmaya, şairleri kıskandıracak şiirler yazmaya başlamıştı. “Dul kadın” simgesinin masonlukta çok önemli bir yeri olduğunu hatırlatalım.)

Peki, dul kadın, bir köle olarak satın aldığı devşirme bir çocuğun eğitimine neden bu kadar önem vermişti? Bu devşirme çocuk, çok iyi eğitim aldığı için mi veziriazamlığa kadar yükselebilmiş, yoksa veziriazamlığa yükselmesi çok önceden planlandığı için mi böylesine özel bir eğitime tabi tutulmuştu?

Şehzade Süleyman ava meraklıydı. Her fırsatta maiyetiyle birlikte Manisa’nın çam ve kekik kokan Spil Dağlarında geyik avına çıkardı. Yine ava çıktığı bir gün uzaklardan bir müzik sesi duydu. Bu bir keman sesiydi. Şehzade Süleyman kemandan çıkan nağmelere adeta vuruldu ve kemanı çalan kişiyle tanışmak istedi.

Yine Baron Hammer’in Osmanlı Tarihi’ne göre, Kanuni ile İbrahim Paşa’nın ilk tanışması bu av sırasında olmuştu. Henüz Manisa şehzadesi olan Kanuni, İbrahim’in bilgisinden ve sanata olan ilgisinden o kadar çok etkilenmişti ki; her akşam Manisa’daki sarayına davet etmeye başladı. Dul Kadın, İbrahim’i azat etti. Ve İbrahim, Kanuni’nin maiyetine girdi.

O günden sonra sadece şehzade Süleyman’ın değil, Osmanlı tarihinin en etkin ismi oldu. Aldığı kararlar Osmanlı tarihinin geleceğini etkiledi. Bir sözüyle savaşa, bir sözüyle barışa karar verebilecek konuma geldi. İbrahim Paşa artık kendisini o kadar etkin görüyordu ki, padişah gibi Ferman imzalamaya başlamıştı.

Osmanlı Tarihçisi Ordinaryüs Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın dönemin yabancı ülke elçilerinin raporlarına dayandırarak verdiği bilgiye göre, İbrahim Paşa, kendisini padişahtan bile üstün görmeye başlamıştı. Nitekim Ferdinand’ın elçilerine şöyle diyecekti:

“Bu büyük devleti idare eden benim. Her ne yaparsam yapılmış olarak kalır. Zira bütün kudret benim elimdedir. Memuriyetleri ben veririm. Eyaletleri ben tevzi ederim. Verdiğim verilmiş, reddettiğim reddedilmiştir. Büyük padişah bir şey ihsan etmek istediği zaman bile eğer ben onun kararını tasdik etmeyecek olursam gayri vaki gibi kılınır. Çünkü her şey harb, sulh, servet ve kuvvet benim elimdedir”

Meydan Larousse Ansiklopedisi’nin İbrahim Paşa maddesinde ilginç bir bilgi daha yer alıyordu: Kral Ferdinand İbrahim Paşa’ya “sayın ağabeyim”, İmparator 5. Karl (Şarlken) ise “sevgili kuzenim” diye hitap ediyordu.

İbrahim Paşa’nın bu gücü, Kanuni tarafından bir gece yarısı cellatlara boğdurulana kadar devam etti. Kanuni, daha genç yaşta iken Spil dağında karşılaştığı ve o günden sonra bir daha yanından ayırmadığı İbrahim’i ne olmuştu da boğdurmak zorunda kalmıştı? İbrahim gerçekten Müslüman olmuş muydu? Yoksa her gördüğü yerde Kuran’ı Kerim’i üç kere öpmeden eline almayan Pargalı İbrahim; gizli inancını korumaya devam mı etmişti? İdamında bu iki kimlikliliğin etkisi var mıydı?

“Makbul” lakabı neden “Gavur” lakabına dönüşmüştü?

Osmanlı imparatorluğunun bütün devlet temayüllerine aykırı bir şekilde 28 yaşında veziriazam olduğunda, Kanuninin üzerindeki etkinliği nedeniyle halk ona Makbul İbrahim Paşa diyordu. Ancak Budin seferinden sonra yaşanan ilginç bir olay bu unvanın değişmesine neden olacaktı. Aynı halk artık ona “Gavur İbrahim Paşa” demeye başlayacaktı. Peki, “Makbul” lakabı neden “Gavur” lakabına dönüşmüştü?

İbrahim Paşa 1526 yılında veziriazam ve Anadolu Beylerbeyi olarak, Kanuni ile birlikte Budin Seferi’ne çıktı. Bu sefer; Macar Yahudilerinin talebi üzerine gerçekleşmişti. Macaristan Yahudileri Osmanlı hakimiyetine girmek istiyordu. Hatta bunun için içeriden Osmanlı’ya yardımcı oluyorlardı. Fetihten sonra Budin Kalesi’nin anahtarını teslim eden de bir Yahudi’ydi.

Budin’den elde edilen ganimetler İstanbul’a getirildiğinde, veziriazam İbrahim Paşa’nın kendine ganimet olarak seçtiği eşyalar oldukça dikkat çekiciydi. Herkes altın, para gibi maddi değerlerin peşinde koşarken, o ganimet olarak “iki tunç şamdan” ve “üç heykel”in peşine düşecekti. Ve onları kendisine ganimet olarak alacaktı.

İbrahim Paşa, tunç şamdanları Ayasofya mihrabının iki yanına yerleştirdi. Üç adet heykeli ise, İslam geleneğine aykırı olduğunu ve halkın tepkisini çekeceğini bile bile İstanbul Atmeydanı’ndaki sarayının önüne koydurttu. Heykeller ne miydi? Pagan Yunan kültürünün üç önemli tanrısı; Herkül, Apollon ve Diana heykelleriydi!

Heykeller, dönemin ünlü şairlerinden Figani’nin de canına mal olacaktı. Figani, Yunan tanrılarının heykelinin İstanbul’un göbeğine dikilmesinden sonra şu beyti yazmıştı;

“Dü İbrahimi Amed bedeyr i cihan,

Yeki Put şiken şüt, yeki put nişan”

Anlamı ise şuydu:

“Dünyaya iki İbrahim geldi.

Biri putları yıktı, diğeri putları dikti”

Bahsettiği iki İbrahim’den biri, İbrahim Peygamber, diğeri ise Pargalı İbrahim’di. Bu beyit üzerine şair, Pargalının fermanıyla idam edildi.

Kaynak / Jöntürk.com

5626 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

EN SON HABERLER

© 2016 Komite Medya Tüm Hakları Saklıdır .